Militarize olmuş kadınlık

Mayıs 15, 2008 at 1:32 pm (Şimdiki Zaman)

Cynthia Enloe, Manevralar/Kadın Yaşamının Militarize Edilmesine Yönelik Uluslararası Politikalar
(Maneuvers / The International Politics of Militarizing Women’s Lives)adlı eserinde,Askerlik yapan kadınlar, askeri harekatlarda zarar gören kadınlar; tecavüze uğrayan, işkence gören, hemşirelik yapan, aşçılık yapan yine onlar… kadınların hayatlarının nasıl militarize edildiğine dair bu çalışmasında uluslararası örnekleri değerlendirip, aynı tahakküm pratiklerinin nasıl var olduğunu gösteriyor. Popüler kültürün kadın ikonalarıyla kotarılmaya çalışılan moral konserlerinden kadın askerlere, işgal süreçlerinde fuhuşa ya da çalışmaya zorlanan “teselli” kadınlarından cephedeki kadınlara olabildiğince çok soruyu ele alıyor…Ancak benim bahsettiğim “militarize” kavramı Cynthia Enloe’nun bahsettiği militarize kavramından fersah fersah uzak olup, “en iyi kadın ölü kadındır!” tezinin “Öz”lerini “militarize” etmiş kadınlar tarafından nasıl ispat edildiği ile ilgilidir.
Türkçe anlamı askerileştirmek olan fakat “mürekkep yalamış bir kısım aydın(!), çok okumuş (entellektüel) cüce” tarafından militarize olarak kullanılan kavramı günümüz kadınında olan değişimi daha iyi anlatabilmek adına kullanmaya karar verdik. Önce gerçek anlamda kadından bahsetmek gerekir, kadının bizdeki yeri, bizim kadına bakışımız nedir?
Kadın, “şefkat ve cemalin mazharıdır.” (Barla Lâhikası, s. 188.) Bu mazhariyet itibarıyla Nur eserlerinin muhtelif yerlerinde kadının, “şefkat kahramanı” ve “şefkat madeni’ oluşundan bahsedilir. Cenab-ı Allah, “Erkek çocuk kız gibi değildir” (Al-i İmran Suresi, 36.) diyerek bu nazik taifenin farklılığına dikkat çeker. Bediüzzaman’ın ifadesiyle kız çocuk belki de “en sevimli mahlûk”tur. Zira, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm “Oğlan çocuğunu seviniz. Kızlar kendi kendini sevdirirler, fıtraten sevimlidirler” buyurmuştur. (Keşfü’l-Hafa, 1:54.) Güzellik iltifat, sevimlilik sevilmek ister. Mahlûkatın içinde en sevimli olabilmek, bir ayrıcalıktır. Kadının dünya yüzünde müstesna bir varlık olarak, üzerine başka nazarları toplaması kaçınılmazdır. Burada hakikî bir korunmanın altında mahremiyetin kadın için ne kadar önemli olduğu anlaşılır. Buna paralel olarak kadın, sığınma ihtiyacı ile himaye altına girmeyi talep eder. Fıtraten zayıflığı da buna eklenince, hayatını idame ettirmek noktasında bir yardımcıya ihtiyaç duyar. Bu ihtiyacı, fıtratında bulunan çocuk okşama ve sevme meyilinden gelen annelik vazifesi ile ziyadeleşir. Aciz, zayıf yavruların himayesi ve terbiyesi ile uğraşması bir nevi kendinin de himaye edilip maişetinin bir yardımcı tarafından yapılması ihtiyacını doğurur. Bediüzzaman Hazretleri, ”Kadınların da en esaslı hassaları ve fıtrî vazifelerinin mayası, şefkattir” der. Bu nedenledir ki, yeryüzündeki en aciz varlık olan yavruları dünyaya getirme ve onlara bakma liyakati, kadın nev’ine verilmiştir.
Evet, bu fıtrî şefkat ile beşeriyet canlanır, medenîleşir. İnsanlığın terakkiyatı için şefkate ihtiyaç vardır. Çünkü eğitimde tahkir ve tezlil etmeme, sevme, kusurlarına bakmama gibi seciyelerin mukabelesi zorunludur ki, cüz-i irade özgürce dolaşsın, kabiliyetler inkişaf edip yaratılış gayesine ulaşsın. Risale-i Nur’da şefkatin, “İslâmiyet esasının haricindeki bid’at ve dalâlet yollarına sapanları çeviren bir hakikat” olduğundan da bahsedilmektedir.
Gelelim kendini militarize olmuş kadınlığa, militarize olmuş kadınlık yukarıda bahsi geçen kadın fıtratına aykırı davranmak veya bu fıtrat arkasında saklanıp sadece “benlik” gözlüğüyle bir at misali görüş alanını kısıtlamaktır. O şefkat penceresine perde çekmektir militarize olmak.

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Babamın gençlik şiirlerinden

Mayıs 15, 2008 at 1:31 pm (Şimdiki Zaman)

صفوﺭﺍ……

برايم نامه از كابل رسيده ——— دوباره خون به رگها يم دويده

نوشته مادرپيرم كه برگرد ———- جوان گشته صفورا قد كشيده

صفورا دختر همسايه ماست —– قشنگ و تازه و تر مثل گلها ست

يگانه يادگار بابه صفدر —————- برايم نوعروس آرزوها ست

كنون كه شهر ما آزاد گشته ———– وطنداران ما دلشاد گشته

زغربت می گريزم سوی كابل ———— كه آنجا نظم نو ايجاد گشته

به شهر آرزوها می روم من ———- پراز عشق و تمنا می روم من

به دوشم كوله باری از عواطف ———- به ديدا ر صفورا می روم من

به دوشم كوله باری از عواطف —- به ديدا ر صفورا می روم من

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Boğaz ağrısı

Mayıs 15, 2008 at 1:30 pm (Şimdiki Zaman)

Başlığı oluşturan şu rahatsızlık, biliyorum ki yalnızca üşütünce olmuyor. Boğaz ağrısından bahsediyorum; herkesin kendince anlayabileceği bir anlatımla. Değişik zamanlarda çıkar insanın karşısına. Ama daima hüzün zamanlarında. Kimi zaman kendini değersiz hissetme, kimi zaman bivefa ve sözünde durmayan insanlar karşısında. En çok da kendini anlatamamış, anlaşılamamış olma durumunda. Sana bir sıfat yakıştırıldığında, kötü olanlarından…. “Hayır ben öyle değilim” demene rağmen  “kötü” olduğun sana bile kabul ettirilmeye çalışıldığında. Bir insanın sana çok değer verdiğini söyleyip de seni yerden yere vurması, üstelik senin mutsuz olduğunu gördüğü halde bunu “iyiliğin” için yaptığını söylemesi durumunda. Mikroorganizmanın neden olduğu ağrıdan da farklıdır bu ağrı. Onun gibi zahiri değildir. İlacı da bu alemde değildir.

Değişmeyecek bu alemde hiçbir şey sanki. Oysa hep değişsin diye çabalıyordum. Olmadı. Çok yorgunum. Son kez belki de anlıyorum “ben yokum O var”. Son kez biliyorum ki sadece O beni sevecek…Ben O’na dayanıyorum, kimseye değil…

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Güvercin’in kanatlarından tutan yalancı

Mayıs 15, 2008 at 7:11 am (Şimdiki Zaman)

Tutmayacağına söz vermişti Güvercin’in kanatlarından. Güvercin’in uçmasını engellemeyecekti; öyle vermişti sözünü. Hatta kendisi de göklerde pervaz edecekti onunla. Değildi ama o da güvercin olabilirdi isteseydi. İstediğini söylemişti hevesle. Ağlamıştı güvercin onun bu arzusu karşısında. Yan yana göklerde pervaz edişlerini, kanat çırpışlarını hayal edip edip gözlerinden yaşlar boşaltmıştı Başaklar büyüten. Ama o büyümemişti. Olgunlaşmamıştı bir türlü. Dolgun tanelerini nazikçe avuçlayan sıcacık güneşe, rahmet rahmet inen göz yağmurlarına rağmen o güzde kalmıştı sanki. Büyümemişti. Kanatları bağlanıp kalmıştı Güvercin’in. Uçamaz olmuş, göklere hasret kalmıştı. Ölmek istemiş velakin ölememişti. Oysa söz vermemiş miydi kanatlarından tutmayacağına? Kanatmayacağına? Fakat bir tutam yalana dönüşmüştü onca uhrevi gaye-i hayal. Güvercin’in kanatlarından tutmuş, onu kanatmıştı. Kanatmıştı, kanatmıştı yalancı.

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın